Türkiye'de Muhafazakârlık Değişim ve Sekülerleşme

Abdulaziz TANTİK

Muhafazakârlık ülkemizde sadece belirli bir meşruiyeti halk nezdinde oluşturma gayesi üzerine kabule mazhar olmuştur. İngiliz Muhafazakârlığı yanında Türk muhafazakârlığı bir geri adım olarak düşünülmelidir. AK Parti döneminde başlayan Muhafazakâr Demokrat tanımı ise İslamcılığın dönüşümünü içeren ve devlet ile dindarlar arasındaki gerilimi azaltmaya matuf bir arayışın dışa vurumu olarak öne çıkmaktadır. Dindar ve şeriat arasındaki ayrımın derinleşmesi, seküler kültürün öne çıkartılması, ağırlıklı olarak dindarların konformizmin atmosferi içinde yeniden oluşumunu sağlayan zemini de dindarların içeriğini kaybederek yeni duruma elverişli hale dönüştürülmesi kolaylaştırılmıştır. Seküler zeminin güçlendirilmesi de bu bağlamda kendisine bir zemin üretmekte gecikmemiştir. Bu noktada devlet ve politik tutumu ile dindar ve politik tutumunun kesiştiği zemin dindarlığın ahlaki kaygısını kaybettiği zeminde doğması da ayrıca tartışmaya açık bir zemin olarak önümüzde durmaktadır.   Türkiye’de muhafazakârlığın değişimi, dönüşümü ve buna dayalı olarak dindarların sisteme uyumu ile birlikte gelişen "sekülerleşme" etkinleşmiştir. Yüz yıllık süreçte sekülerleşme son yirmi beş yıldır gerçekleştiği kadar gerçekleşmemişti. Devletin dayatması olarak sekülerleşmeye yönelik dindarların karşı duruşu, dindarların eliyle yeniden düzenlenmeye ve tanımlanmaya uğrayarak halkın genel kabulüne mazhar kılınmıştır. Dindarlar, farkında veya değil, seküler kültürün içselleştirilmesine maruz kalmışlardır. Bu noktada İslamcılığa yöneltilmiş eleştirilerin önemini ayrıca vurgulamakta yarar var. İslamcılığın siyasal alandan uzaklaştırılması, toplumsal zeminde vücut bulmasına yönelik engel ve kültürel zeminde de ciddi değer kaybına uğraması, seküler kültürün kabulünü sağlamakta önemli bir işlevselliğe sahip olmuştur. Buna yönelik karşı çıkışların ise meşru bir zemin bulamaması da seküler kültürün yeni nesillerde de karşılık bulmasını kolaylaştırmaktadır.    Ulus devlet bundan mutlu mudur?Meseleyi beka sorunu olarak ele aldığımızda bu sonuç ulus devleti de zora sokacaktır. Çünkü ülkemizde seküler kesim üzerinden devlete dışarıdan müdahale edilebilme imkânının önü açılmaktadır. Halkın ancak dini değerler üzerinden kendi bütünlüğünü sağlama alacak bir enstrümana sahip olduğu düşünüldüğünde ‘Beka Sorunu’ kendisini dayatmaya devam edecektir. Hem Kürt meselesinde ve hem de deizm ve ateizm gibi felsefi sistemlerin genel kabule mazhar olma istidatları tehlike çanlarını çaldırmaktadır. Şu an İsrail ile karşı karşıya kalınan savaş durumunun oluşturacağı çatlağı ancak dini duyarlılık üzerinden savuşturabilme ihtimali vardır. Ayrıca müslüman ülkelerdeki halkın gücünü kendi yanında bulma arayışında da dini duyarlılığın varlığı şarttır. Hatta İslamcılığın bu alanda gerekli bir gücü ve istidadı taşımasına rağmen, elini kolunu budayan sistemin buna duyacağı ihtiyacı giderme konusunda atacağı adımların işlevselliği de ayrıca tartışmaya açık alanlar inşa etmektedir.  Peki, iktidar olma uğruna dindarları milliyetçi ve muhafazakâr bir çizgiye taşıyarak, devlet ile barıştırmanın geldiği nokta bir yenilgi ile neticeleniyorsa bu durum nasıl açıklığa kavuşturulabilir?Aslında durum apaçık bir şekilde ortada durmaktadır. Devletin karşı karşıya kaldığı yeni siyasal durumlar karşısında sığınacağı yeni sınıf dindarlar olmak zorunda olmaktadır. Bu yüzden dindarların devlet ile bütünleşik bir yapı arz edecek bir düzleme taşınması elzem olmuştur. Ama bu durumun kendisi dindarlığın safiyetine bir halel getirdiğinde ise devletin isteğini yerine getirmesine engel teşkil edecektir.  Yirmi üç yıllık iktidarın Muhafazakâr kimlik üzerinden sekülerleşmeyi derinleştirdiği gözlenmektedir. Devlet ile barışık olunmuştur ama dindarlığının içini boşaltarak "dinin yeni nesillere örneklik etme' imkân ve ihtimali ortadan kalkmıştır.  Dindarlar, ülkenin entelektüel ve bilgi düzleminde öne çıkan bir kesim iken, bugün giderek sığlaşmakta ve kendisi ile sürekli tenakuza düşmektedir. Ve erimeye başlamıştır. İstenilen şey iktidar ve bu iktidar üzerinden dindarlığın egemen olduğu bir yapı iken, iktidara yürüyen dindarların, "dünyevileşme karakteri" onların dindarlığını sorunlu bir dindarlık haline çevirmiştir. Bu dönemde iktidar olan, zenginleşen yeni dindar sınıfın, dinden uzaklaşan nesil ile birlikte dine karşı oluşturulan yeni bir engelin de maalesef kurucusu olmuştur.   Dün, cumhuriyet kurulurken, dine ve dindarlara yönelik eleştirilerin sahici bir karşılığı oluşturulamamıştı. Bugün dindarlara ve dine dair eleştirilerin bir karşılığı oluşturulmaktadır. Dine modern dünya penceresi ile yorum geliştirme arayışı bu sonucu doğurmuştur. Bunun sebebi "dinin kendisini" eleştiriye konu edinmek ve dini kendi otantik mecrasından çıkartarak onu modernliğin dili içinde yeniden sekülerleştirilmiş bir din oluşturmaktı. Maalesef bu da oluşmaya başladı.  Türkiye'de İslamcılık bu sekülerliğe karşı çıkmak ve İslam’ı kendi otantik yapısı içinde yeniden düşünmek ve idrak etmek iken, bambaşka bir kapıya çıkmıştır. Seksenli yıllarda yapılan tartışmalarda öne çıkan "siyasal alanın dışında konumlanma" meselesinin ehemmiyeti bir kez daha kendisini göstermiştir.  İşte dindarların ve dini düşüncenin yeniden ele alınması gereken elzem zamanlarda yaşamaktayız. Dini düşünceyi kendi zemininde ve bir usulü dikkate alan bakışlar üzerinden hareketle yeniden tefekküre konu edinmeye başlanmalıdır. Din ve devlet ilişkisi kadar dindar ve iktidar ilişkisini de ahlaki zemine ve adalet zeminine taşımak bir zorunluluk olarak doğmaktadır. Hem dindarların sahih ve sahici bir karakter kazanması ve hem de Devletin kendi beka sorununu çözmeye yönelik geliştirmeye çalıştığı politik zeminin güçlendirilmesi bu duruma bağlı olarak idrak edilmesini şart koşmaktadır. İslamcılığın yeniden kendini inşa etmesi, yeni bir sosyolojiye yönelik bir çaba ve gayrete kaynaklık etmesi ve oluşan yeni siyasal zeminleri doğru, sahih ve sahici bir perspektif içinden okumaya başlaması elzemdir. Geride kalan, terk edilmiş hissiyatını bir tarafa bırakarak kendi mağaralarından çıkarak yeni bir başlangıca adım atmaları elzemdir. Bu hem Türkiye ve hem de müslüman ümmetin varlığı açısından elzem olmuştur. Devlet ve kendi Beka Sorunu çözmeye yönelik atacağı adımları, otoriter bir zemin üzerinden değil, birlikte düşünme imkan ve imtiyazı üzerinden yürütmeyi irade etmesi önem arz etmektedir.   Muhafazakâr iktidar, kendisini doğru bir zeminde eleştiriye tabi kılmaz ve asli davasını yeniden hatırlamaz ise, kaçınılmaz son onu beklemektedir. Giderek destek kaybına uğrayan, son seçimlerde belediyelerde kaybettiği seçimleri dikkat aldığımızda sosyolojik bir çözülmeye uğradığı görülmektedir. Kendi kulesine mahkûm olmuş, halktan kopuk bir siyaset yapma biçimi sorunu derinleştirmekte öte bir işleve sahip olmayacaktır.  AK Parti, yeniden kendi kültürel kodlarına geri dönmeli, devlet ile ortak bir duygu ve iradeyi hayata geçirecek bir entelektüel zemini baskı ile değil, ama bir ihtiyaç hissiyatı içinde tutum geliştirerek ele alması kaçınılmazdır.  Müslüman aydın ve entelektüellerin de geleceğin yeniden inşasında kendi iradesini ve tefekkürünü ortaya koymakta cimrilik etmemesi gerekir. Yirminci yüzyıl gerçekleri ile yirmi birinci yüzyıl gerçekleri arasındaki derin farkı idrak etmek kaçınılmaz olmalıdır.  Bu son, "dindarlar açısından" daha büyük bir yıkımı da getirecektir.  Dindarlar, yeniden kendilerine dönmezlerse ve kendi eleştirilerini kendi alanlarında yapmazlarsa, onlar da bu sistemin çarkı içinde eriyip gidecektir. Bu durumu değiştirecek şey ise dindarların yeniden "din ile sahici bir ilişki" kurmaları, kendilerini bu çarkın dışına atmaları ve "siyasal olan ile mesafesini koyarak" özgürleşmeyi hedef almasıdır.   Muhafazakârlığın çürütücü boyutunu fark ederek ondan kurtulmanın imkânlarını çoğaltmak şart olmuştur. İktidar sürecinde kaybolmaya yüz tutan İslamcılığın yeniden ayağa kalkması elzemdir. "İktidara rağmen İslamcılığın" kendisini yeniden ayağa kaldırması mümkündür.   Bu iradeye sahip olan İslamcıların "ahlaki kaygılarını" yeniden kazanmaları, davalarını hatırlamaları ve "bağımsız bir karakter" olarak varlık kazanmaları yeni değişimlerin önünü açacaktır. Şu an dünya İslamcılığa her zamankinden daha fazla muhtaçtır. Dini doğru bir zeminde ve bugüne ait kılarak anlamlandırmayı ancak İslamcılığını temellendiren bir İslamcı entelektüel zemin inşa edebilir. Şartlar oluşmuştur, İslamcılık buna hazır olacak bir entelektüel dile sahiptir. İktidar, yeniden İslamcılığın derin tefekkürüne ihtiyaç hissetmektedir. Devlet, beka sorununu çözme adına ümmetin birliğine ve dirliğine olan ihtiyacı derinden hissetmektedir.  Yapılması gereken tek şey; el birliği ile yeni bir entelektüel hayatın inşa edilmesidir.  Geçmişinden kopmadan ama geçmişin hatalarını geride bırakan bir tutum ile yola revan olmak elzemdir…