Bayram O Bayram Ola

Abdulaziz TANTİK

Bayram, belirli bir zorluktan ve sıkıntıdan sonra ulaşılan güzel günlere ve rahata kavuşmanın oluşturduğu sevince göndermedir. İster dini bayramlar olsun, ister milli bayramlar olsun, belirli bir bedel, mücadele ve sabır göstererek ulaşılan mutlu zamanlara ait bir kutlama vesilesidir. Sevincin ve mutluluğun zirve yaptığı ve haklı bir nedene dayandığı içinde samimi ve içten bir sevinci taşıdığı da açıkça belirtilmelidir.

Ramazan ayı, müslüman için iki türlü bir ibadete kapı aralamaktadır. Birincisi, yemeden ve içmeden uzak durulduğu gibi istek ve arzulardan da sakınmayı içermektedir. Günah ve her türlü fesadı dışlayan bir yaşam biçimi kendini açığa çıkarır. İkincisi ise; yardımlaşmayı, paylaşmayı, infak ve sadakayı, yedirme ve içirmeyi, dayanışmayı ve birlikte kullukta birleşerek yaşamayı önceler. Yani bir boyutu öznel iken diğer boyutu nesnel bir zemine yaslanır. Kişisel ibadetlerdeki tutumu ile toplumsal dayanışmadaki tutumu birlikte iz düşümü sağlar. Bütünlüğü sağladığı zaman mümin, hayatı müslümanca yaşamaya imkân bulur ve ilahi rıza ile ilahi inayete kapı aralar.

İşte, Ramazan bayramı, belirli bir süre içinde kişi elinden geleni yaparak, kendinden ödünler vererek, kendinden paylaşarak bir çaba ve gayretin sahibi olur. Toplumsallaşmanın önündeki kin, öfke, nefret ve yalan gibi temel hususlardan özellikle kaçınarak sabır gösterir ve bunu başardığı zaman bayram onun bayramı olur. Bu bayram iki boyutlu, birincisi, üç gün boyunca kulluğun sevincini eşi, dostu, akrabası ve yakınları ile paylaşır. Büyük bir sevinç yumağını yaşar ve normal yaşama geçiş sağlar. Ama bu bir ay boyunca elde ettiği tecrübeye dayalı idrak ile geride kalan on bir ayda daha sorumlu bir kulluk ve ahlaki bir kişilik olarak hayatına devam edecektir. İkincisi ise, bu bir ayda yaşadığı dini tecrübe ve gösterdiği çaba ve gayret ile elde ettiği şuur üzerinden yaşamını kurtaracak bir zemin yakalayarak kurtuluşa adım, adım yaklaşır ki bu bayram için en büyük kutlamayı getirir. Ülkesini kurtaran kişi nasıl bir mutluluk hissi ile doluyor ve coşuyorsa kişi, ibadetini taçlandıran şuur üzerinden hayatını günahtan azade kılarak varlık kazandığı içinde yeterli düzeyde bir sevince ve coşkuya vesile olur.

Günde beş vakit namaz, günün belirli zamanlarında rutin yaşama ara vererek Allah’ı hatırlamak ve O’nu anarak kendini nisyana terk etmekten kurtulmanın yollarını arar. Haram şeylerden sakınarak ilahi inayete açık bir halde bulunmayı tercih ederek kötülükten uzak durmayı bir sorumluluk olarak ortaya koyar. Toplumsal yapıda dayanışmayı, paylaşmayı ve özverili olmayı ilke olarak kabul ederek ilahi yakınlaşmayı derinleştirmek ister. Ama bütün bu kulluk edimleri sınırlı zamanlarla mukayyettir. Tekil olma özelliği taşırlar. Camide birlikte namaz kılmak ise kısa bir süre olsa da toplumsallığı içerir ama kısa sürer. Fakat Ramazan ayında tutulan oruçlar, açılan iftarlar, kılınan teravihler, kalkılan sahurlar, günün büyük bir kısmını içermektedir. Yani bir günü bütünlüğü içinde ibadetle geçirmenin en güzel imkânıdır. Ramazan günleri…

Müslümanların aynı andan oruçlu olmaları, aynı zamanda iftar etmeleri ve aynı zamanda sahura kalkmaları, belirli bir toplumsallığı inşa ederken nasıl bir güce sahip olduğunu yaşayan bilir. Bu uzun erimli ibadetler belirli bir şuuru ve idraki harekete geçirir ve Ramazan ayının dışında da bu tecrübeye dayalı şuur üzerinden hayatını daha müslümanca yaşamaya devam eder. İşte Bayram bu bir ay boyunca yaşamaya çalıştığı kulluk ile bu ayın dışında da elde ettiği tecrübe üzerinden kulluğunu şuurlu bir şekilde yaşamaya devam etmesini birlikte kutlamanın karşılığıdır.

Ramazan ayı boyunca ibadet eden ve daha sonra sanki hiç Ramazan ayı yaşamamış gibi hayatına devam eden kişi, zaten bayramı tatil vesilesi kılarak tatile çıkar ve nefsinin isteğini yerine getirerek kaybettiğini de ilan eder. Fakir, fukaranın en çok kollanılması gereken ramazan ayı ve bayramı kendi otantik anlamına uygun kutlanmadığı zaman yenilginin belirginlik kazanarak ilahi rızadan uzaklaştığının işaretine dönüşür.

Müslüman, yaptığı her şeyi bir bilinç üzere yapar. Müslüman şuurlu bir insan olarak eylemlerini bu şuur üzerinden gerçekleştirir. Şuur ise kişinin incelikli bir insan olarak nezaket sahibi bir kul oluşuna teminat olur. Yetimin, miskinin, yolda kalmışın, haksızlığa uğrayanın, yoksulun ve garibanın, akli zaaf taşıyanın korunduğu, imkânların sunulduğu ve gözetildiği, yapılan yardımlarda da incitilmediği bir konumu da taşıyarak yapıldığı zaman toplumsal yapının merhamet ve şefkat üzere oluşuna kapı aralanır.

Toplumsal barış, kulluğun kendi otantik yapısı içinde gerçekleştirilmesinin garantisini sunar. Toplumsal barışı ise kulluğun tecrübe üzerinden idrak edilmiş bir şuur ile beslenmesi üzerine hayat bulur. Feragat ve fedakârlık yapan bir insan, bunu alışkanlığa dönüştürürken içini boşaltarak değil şuurunun derinleşmesine zemin oluşturarak bunu yaptığı zaman gerçeklik düzlemine sahip olur ve kişiyi daha iyi bir müslüman ve muttaki bir kul olmaya liyakat kesbettirir.

İşte dini bayramlar, kişiye toplumsal barışın kendi ibadetlerine kıymet vermesini ve derinleşerek ilahi inayete açık bir vasfa taşınabileceğini bilmeyi mümkün kılar. Kendinden ödün veren ilahi inayete kavuşmayı mümkün kılacağını idrak ederek hayatını kendi arzu ve isteklerini gerçekleştirmeye değil, bilakis muhtaç insanların ihtiyaçlarını karşılamaya çaba ve gayret göstererek kendi kurtuluşunun garanti altına alındığı bilgisine sahip olmayı da mümkün kılar.

Kul, her zaman ilahi inayete muhtaç bir özelliğe sahiptir. İlahi inayet ise kulun kendisine yönelik boyutu şuur üzerinden taşıması ile yaşamda karşılık bulduğu ise peygamberlerin yaşamının ortak karakteridir. Peygamberler, müminlerin örnek şahsiyetlerini oluşturur. Muhammed aleyhisselam, müminlerin örnek alacağı büyük bir şahsiyettir. Peygamber ahlakı ile ahlaklanmayı başarmak için gereken ise, kendinden vazgeçerek başkası için yaşamayı göze alabilmektir. Çünkü peygamber asla kendini bir an bile düşünmemiştir. Hep iman edenleri ve hatta iman etmeyenleri de içine alarak onları düşünmüştür. Bir mümin de kendisini düşünmek yerine, başkalarını düşünerek Rabbinin kendisini düşünmesini mümkün hale getirebilir.

Ramazan ayı, mümin ile Rabbi arasındaki derin irtibatın kurulmasını mümkün kılan bir zaman ve zemine sahiptir. Bu ayı güzel geçiren ve kulluğun tadını alan zevk ile ibadet eden kişi, Allah ile irtibatını güçlendirerek iradesini pekiştirir. Böylece nefsin ve şeytanın tuzaklarından azade olarak silm/barışın teminatı olur.

Her bayram yeni bir fırsattır. Önemli olan bu fırsatı insanın kaçırmamak için gereken hazırlığı yapmasıdır. Bu hazırlık, psikolojik, sosyolojik, siyasi ve iktisadi boyutu taşıdığı kadar kişisel derinleşme, ahlaki iyileşme, şuuru idrak düzeyine taşıma ve Allah’ın sürekli kendisini gözetlediğinin şuuru ile hayatına yön verdiğinde ilahi olan ile iç içe bir yaşamı kendisi için yeter ve gerek şart olarak kabul ederek imanını güçlendirir. Yeryüzünü şenlendiren en temel şey ise müminin ilahi inayetin varlığını gerçeklik düzeyinde tecrübe ederek ilahi yakınlığı tatması ve ulûhiyetin varlıktaki tezahürlerine tanıklık ederek kulluk şuurunu yükseltmesini başarabilmesindedir.